Keloğlan Kimdir?
Keloğlan, köyde yaşlı anasıyla birlikte yaşayan, başında saçı olmayan bir delikanlıdır. Masallarda çoğu zaman fakirdir ve herkes onu küçümser. Ama sonunda devleri, kötü kalpli zenginleri ve kurnaz düşmanları aklıyla yener. Keloğlan masalları ağızdan ağıza anlatıldığı için her yörede biraz farklı bir hâli vardır.
Masal 1: Keloğlan ile Dev
Bir gün Keloğlan odun toplamak için ormana gitmiş. Ağaçların arasında birden kocaman bir dev karşısına çıkmış. Dev gürlemiş: "Benim ormanıma kim girer? Seni bir lokmada yerim!"
Keloğlan korkmuş ama belli etmemiş. Cebinde azığı olan bir parça beyaz peynir varmış. Yerden de bir taş almış. Deve dönüp "Sen mi güçlüsün ben mi, bir deneyelim" demiş. Dev taşı avucunda sıkmış, taş tuz buz olmuş ama içinden bir damla su çıkmamış. Keloğlan ise taş diye peyniri sıkmış, peynirden sular akmış.
Dev şaşırıp kalmış: "Bu çocuk taştan su çıkarıyor, demek benden güçlü" diye düşünmüş. Keloğlan'a dokunmak şöyle dursun, ona bir kese altın verip kendini bağışlatmış. Keloğlan da altınlarla anasının yanına sevinçle dönmüş.
Ders: Güç her zaman kas demek değildir. Sakin kalıp akıl yürüten, korkusunu yener.
Masal 2: Keloğlan ile Kapı
Bir sabah Keloğlan'ın anası komşuya gidecekmiş. Çıkarken oğluna "Keloğlan, ben gidiyorum. Sen de çıkarsan kapıyı çekmeyi unutma" demiş.
Biraz sonra Keloğlan'ın canı sıkılmış, o da anasının yanına gitmek istemiş. Anasının sözü aklına gelmiş: "Kapıyı çek." Keloğlan kapıyı menteşesinden söküp sırtına almış, çeke çeke komşunun evine kadar götürmüş.
Anası kapıyı sırtında görünce dövünmüş: "Oğlum, ben sana kapıyı kapat demek istedim! Şimdi ev açıkta kaldı." Gerçekten de onlar yokken eve bir hırsız girmiş. Ama evde çalınacak tek değerli şey kapıymış, o da Keloğlan'ın sırtındaymış. Hırsız eli boş dönmüş.
Ders: Bir sözü anlamadığında sormak gerekir. Söyleyen de ne demek istediğini açık söylemelidir.
Masal 3: Keloğlan ve Üç Öğüt
Keloğlan iş bulmak için uzak bir kasabaya gitmiş ve bir ağanın yanında üç yıl çalışmış. Üç yıl dolunca ağa ona "İstersen üç kese altın vereyim, istersen üç öğüt" demiş. Keloğlan öğütleri seçmiş.
Ağa şöyle demiş: "Bir: Bilmediğin suya girme. İki: Sana sorulmayan işe karışma. Üç: Öfkelendiğinde sabaha kadar bekle."
Dönüş yolunda Keloğlan coşkun bir dereye varmış. Yanındaki yolcular hemen suya dalmış, akıntıya kapılmışlar. Keloğlan ilk öğüdü hatırlayıp sığ yeri bulana kadar beklemiş. Sonra bir handa garip işler dönen bir odayı merak etmiş ama ikinci öğüdü hatırlayıp karışmamış. Sonradan o odadakilerin haydut olduğunu öğrenmiş.
Köyüne geç vakit varmış. Evde anasının yanında tanımadığı bir delikanlı görmüş, kızmış. Ama üçüncü öğüdü hatırlayıp sabahı beklemiş. Sabah öğrenmiş ki o delikanlı, yıllardır görmediği dayısının oğluymuş. Üstelik ağa, altınları da gizlice Keloğlan'ın heybesine koymuş.
Ders: İyi bir öğüt bazen altından değerlidir. Acele ve öfke insanı yanlış yola sokar.
Masal Okurken Küçük İpuçları
- Masalı yatmadan önce, yavaş ve sesini değiştirerek oku.
- Sonunda çocuğuna "Sen olsan ne yapardın?" diye sor.
- Dersi sen söylemeden önce onun bulmasını bekle.
- Bir gün masalı ona anlattır, kendi sonunu eklesin.